Kelimelerin yoğunlaşıp neredeyse maddeleştiği bir Kurt Vonnegut kitabı daha. Alışılagelmiş üslubunun yanı sıra bu sefer kendi hikayesini anlatıyor ve hikayenin bazı noktalarında satır arasında kendini gösteriyor.
Kitabın konusu, kendisinin de İkinci Dünya Savaşı sırasında esir düştüğünde bulunduğu şehir olan Dresden’in bombalanması. Her ne kadar ufak bir anı kitabı olarak görünüyor olsa da anlattığı hikaye tam da ondan beklenecek kadar grift ve sürükleyici. Kitabın en başında neden böyle bir işe kalkıştığından bahsediyor ve kitabın yazılış sürecini anlatıyor. Mary O’Hare ve Gerhard Müller isimlerini görüyoruz. İlki, Vonnegut’ın Dresden’den silah arkadaşı olan Bernard’ın eşi; Kurt, Bernard ile kitaba koyabileceği anıları birleştirirken böyle bir kitabın gençleri savaşa iteceğini düşündüğünden oldukça agresif davranıyor. Bu kitabın bu şekilde yazılmış olmasında onun da katkısı var zira kitabın adı “ya da Çocuk Haçlı Seferi” şeklinde devam ediyor.
Kitaptaki adamımız Bill Pilgrim. Süzük bir oğlan olan Bill İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’da esir düşer. Esir düşmemesi sürpriz olurdu zira tabur rahibinin asistanı olarak görev yapar ve silah taşımamaktadır. Birliğin sağ kalan tek elemanı olduğundan Alman topraklarında yanında 3 kişiyle başıboş dolaşırken yakalanır ve Dresden’e yollanır. Daha sonrasında da bombardıman olur, Amerikalılar esirleri kurtarırlar ve Bill eve döner.
Bu Bill’in sadece savaşta yaşadıklarının özeti. Daha sonrasında zengin bir ailenin kızıyla evlenip zengin olmasından tutun da Tralfamador adlı gezegende teşhir edilmesine kadar her şeyi öğreniyoruz hayatına dair. Vonnegut bu zengin yaşam öyküsünü çizgisel anlatmak yerine kronolojik olmaktan uzak bir şekilde kesit kesit sunuyor. Çünkü Bill bir zaman yolcusu. Bu kitabı bu derece zevkli ve sürükleyici kılan da sanırım zaman akışının bu şekilde olması.
Ufak ayrıntılara gelecek olursak kitapta iki eski dostu görüyoruz: Elliot Rosewater ve Kilgore Trout. Elliot ile aynı hastanede kalıyor bir dönem Bill ve tıpkı Elliot gibi o da Trout’un hikayelerine hasta oluyor. Trout ile ise daha sonraları tanışıyor; Trout gazete dağıtım işinde sürünürken. Yüzümde kocaman bir gülümsele ile okudum ilgili kısımları çünkü bundan önce okuduğum kitap -ve ilk okuduğum Vonnegut kitabı- Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater’dı. Vonnegut’ın biraz da kendini aktardığı Kilgore Trout karakteri sanırım bir kitapta daha geçiyor ama hangisinde çıkaramadım şu anda. Ayrıca Aşıklar isimli bilimkurgu kitabının yazarı olan Philip Farmer ilk kitaplarından birini Kilgore Trout ismiyle yayınlayarak Vonnegut’a selam çakmış zamanında.
Vonnegut 20. yüzyılın en spesifik yazarlarından birisiydi. Eğer yazarın rahat bir dil kullanarak hikayeyi resmen size yaşatmasını seviyorsanız Vonnegut’tan kopamayacaksınız demektir.
bilim-kurgu edebiyatı konusundaki eksiğimi tez zamanda kapatmayı planlıyorum, bu yazar ilgimi çekti.
resim kullanmaman beni şaşırtıyor. bence yazıya resim eklemek işin en eğlenceli kısmı. (itiraf: yazıyı yazmadan önce resimleri seçiyorum ben =P)
Vonnegut her ne kadar bilimkurgu ile birlikte anılsa da bana göre bilimkurguyu anlatımı genişletmek adına bir araç gibi kullanıyor. Kullansın, helal-i hoş olsun diyorum bende
Yazarın üslubunun en dikkat çekici yanı okura çok gereksizmiş gibi görünen ayrıntıları aktarıyor olması ve bu ayrıntılarla bir hikaye ortaya koyması. Hatta şuna bir göz at istersen: http://www.troubling.info/vonnegut.html
Yazıyı yazıp bitirmeyi o kadar çok seviyorum ki resim koyduğumda bozulacağını düşünüyorum
Denedim, olmuyor…
daha okumadım ama okunmaya değer görünüyor… En kısa zamanda okumak lazım..