‘İhtiyaç’ kavramı hakkında pek düşünmemiştim son günlere kadar. Baştan kabul gibi bir kavramdı bana göre; olması gereken şeyler gibi düşünmüştüm hep. Birşeye ihtiyacım olduğunu dile getirmek zayıflık gibi olsa da yine de insani birşeydi. Artık öyle olduğunu söyleyemem.
Değişimin ilk habercisi yakın arkadaşlarıma neden yakın çevremde yer verdiğim hakkında düşünmem oldu. “Her insan kendi kendine yeterli olmalıdır” derken bir yandan da “Bu insanlara ihtiyacım var” dediğim farkettim; açıkça bir çelişkiye parmak basmıştım. İlk önce bir insanın kendi kendine yeterli olup olamayacağını sorguladım. Bence bir insan kendi kendisine yeterli olabilir, hayatı ele alış biçimine bağlı olarak elbette. Çoğu insanın kafası olmadığı için kafayı bozmadığı (A. Schopenhauer) gerçeğini ele alırsak sanırım onlar için kendi-kendine-yeterliliğin bir önemi yok zaten. Düşünmeyi zahmetli bir iş olarak görmeyen insanların bir şekilde kendi kendine yetebileceğine inanıyorum (Schopenhauer’ın kirpi fablına başka bir yazıda gönderme yapacağım).
Madem ki insanlar kendi kendilerine yetebilirler, o halde acaba ben gerçekte nelere ihtiyaç duyuyorum? Nelere ihtiyaç duyduğuma inandırmıştım kendimi? Eğer kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorsam birinin elimden tutmasına ihtiyacım yoktur. Eğer o arkadaşlarım olmasa belki onlar gibi insanlar olacaktı, onlar da olmasaydı en yakın arkadaşlarım Schopenhauer, Goethe ve Wagner olacaktı. Nietzsche’nin satırlarında heyecanlanacaktım (not: bu bir tahmindir), Wagner’ın notalarında huzurlu hissedecektim.
“İhtiyacın yoksa neden arkadaşsın onlarla? Neden bu kadar yakınlar sana?” diyebilirsiniz. Cevap açık, çünkü öyle olmasını istiyorum. O insanlarla olmak istiyorum çünkü keyif alıyorum, eğleniyorum ya da o sıra düşünmek istemediğim şeyleri düşünmüyorum. “İstemek” ve “ihtiyaç duymak” arasında farkın olduğu durumlar vardır. Örneğin açken yemek yemek isteriz çünkü ihtiyacımız vardır. Bu bir kesişme kümesi. Fakat hiç ihtiyacımız yokken canımız çilek çekebilir. O bir ihtiyaçtan çok istek/arzudur ve giderilmediği zaman bize çok büyük yaralar açmayacaktır. Ben ihtiyaçların psikolojik değil biyolojik olduğunu düşünüyorum (“eheh nöronlarda biyolojik” diyenleri nörotransmitter madde zehirlesin). Bir insana duygusal olarak ihtiyacınız yok, bir fikire hayale bağlanmaya ihtiyacınız yok, görmediğiniz duymadığınız sadece size anlatıldığı kadarını bildiğiniz bir hayali arkadaşa ihtiyacınız yok. Tek ihtiyacınız olan şey kendi benliğiniz. Ekmeğe, suya ihtiyacınız var metabolik faaliyetleri devam ettirmek için. Tuza şekere ihtiyacınız var. Güneşe ihtiyacınız var. Şansa bakın ihtiyacınız olan şeyler her daim orada olabilecek şeyler.
Hiçkimseye ihtiyaç duymamanın onların değerini azalttığını da düşünmüyorum. Yakın çevremdeki insanlara bundan önce nasıl davranıyorsam bundan sonra da öyle davranacağım çünkü değerlerinden birşey kaybetmediler. Onların bana ihtiyaç duymalarını da zayıflık olarak görmüyorum, o anlarda yanlarında olacağımdır. Tek fark işlerin ortaya daha gerçekçi konması oldu. Hem bir insanla ihtiyaç duyduğun için beraber olmak bana mantıksız geliyor. O ihtiyaç ortadan kalkınca çekip gidecekmiş gibi. Bir nevi sömürüp, kullanıp bırakırcasına. İsteme fiili de sona erebilir ancak en azından insanları kullanmamış olursun.
Son olarak eklemek istediğim şey, bu fikirlerin herkesin ulaşabileceği bir yerde olduğu. Sadece ulaşmanıza izin vermiyorlar. Toplum içinde yaşıyorsunuz, toplum ve medyanın size öğrettiği şeyleri doğru kabul ediyorsunuz. Topluma göre dostların birbirine ihtiyacı olmalıdır; yalan. Topluma göre oturmasını kalkmasını bilen ya da içkisi kumarı olmayan bir eşe ihtiyacınız vardır; yalan. Her zaman çok para kazanmalısınızdır; yalan. İhtiyacınız olan şeyler düşünen bir beyin, oturmuş bir karakter (ki bence en zor elde edileni bu), başınızı sokacağınız bir ev ve temel metabolik faaliyetlerinizi sürdürebileceğiniz kadar para.
Bir insan kendisine kesinlikle yeterli olabilir.. Bir arkadaşa ihtiyacımız yoktur, sadece onların sevgisini, ilgisini, muhabbetini isteriz.. Ki bu da senin dediğin gibi ihtiyaç değil sadece istemektir..
Ve çok doğru , bazı şeyleri yeni yeni anlıyoruz ama geç anlamak hiç anlamamaktan çok daha iyidir
Çocukluğumuzdan beri bizlere sürekli bir şeyler dayatılıp duruldu..Bu dayatmaların da hayatımızda getirilerden çok götürüleri oldu hep. ” Senden adam olmaz” diyen ailelerin çocuklarının da gerçekten adam olduğu hiç görülmemiştir ki bunun sebebi de çocuğun ruhuna işlemiş olan yetersiz hissetme duygusudur.. Yetersizlik duygusu da yanında sürekli taşıman gereken, sahte gülücükler saçan, arkandan konuşması muhtemel bi ton yanlış arkadaşlıklara sebep olur, ki öyle arkadaşlıklar da ”Böyle arkadaş olmaz olsun” dedirten cinstendir..
)
ve BENce en iyisi kendi benliğine inanıp, kendi benliğine güvenip onu sürekli bir yükseliş halinde tutmak, BENliğine bir şeyler katıp alışkanlıklardan, dayatmalardan, bağımlılıklarından, seni sürekli aşağıya çekecek insanlardan uzak durup, kendi kendine nirvanaya ulaşmaktır..
Dediklerine kelimesi kelimesine katılıyorum. Tam da Schopenhauer gibi konuştun böylelikle
İnsanlar hep orada olacak şeylere bağlanmadıkları sürece hep ihtiyaç duyacaklar, hep üzülecekler ve hep yeniden başlamanın gerektirdiği eforu sarfedecekler. Buna karşın ek olarak şu da söylenebilir ki hiçkimse -yaşama eylemini sürdürebilmek için gereken minimum biyolojik ihtiyaçların haricinde- tamamen ihtiyaçlardan arınmış olamaz. Bahsettiğin çevre etkisi ile açıklayabildiğim bir durum bu. Ne kadar umursamaz olsan da en kritik noktada birşey gelip sana ona ihtiyacın olduğunu hissettirebilir. Bunu da göz önünde bulundurursak bize zarar verecek kadar fazla kendimizi kaptırmayıp elde edebileceğimiz en düşük ihtiyaç seviyesinde yaşamımızı idame ettirmek bizi acıların birkaç adım uzağında tutacaktır her zaman.
ihtiyac yaklasiminla insan olmaya izin vermemeyi sunmussun… ve buna eslik ettirdigin yazarlar ise sapina kadar insan olan- insanligini avazi cikincaya kadar haykiranlardi… sen yolun cok basindasin…
A. Schopenhauer “ihtiyaç” kavramının insanın yaşamındaki bir kısır döngü olduğunu ifade etmiştir. Birşeylere ihtiyaç duymamak insan olmaya izin vermemekten çok tam da insan olmaya yönlendiren birşeydir.